İsrafil Hangi Dinlerde Var?
Kayseri’de yaşıyorum. 25 yaşımdayım ve hayatımın en derin anlarını defterime yazmaya alışkınım. Bugün, uzun zamandır peşinden koştuğum bir soruya takıldım: İsrafil hangi dinlerde var? Bu soruyu aklımda döndürürken, geçmişte yaşadığım bir anı yeniden hatırladım. O anı yazmalıyım, çünkü bu soruyla ilgili hislerimi, o an yaşadığım o duygusal karmaşayı ve çıkmazı yalnızca o anın içine hapsede bilirim. Hayal kırıklığı, heyecan, belirsizlik… Ama her şeyden önce, umudun kırılgan bir hat üzerinde yürüdüğü bir anı anlatmak istiyorum.
Bir Akşam Üzerine Düşünceler
Her şey o akşam başladı. Yılın en karanlık günlerinden birindeydik. Kayseri’nin soğuk akşamlarından biriydi ve kasvetli havaya rağmen odamda kitaplarımı açıp derin derin düşünmekteydim. O an birden aklıma takıldı; daha önce İsrafil’in kim olduğuna dair hiç düşündüm mü? Evet, bu soruyu defalarca sormuştum, ama aklımdan net bir cevap çıkmamıştı. Gerçekten de hangi dinlerde vardı? Arap kültüründen duyduğumda, hep “İsrafil” adı bana bir şekilde, hayatımın çok derinlerinden, hatta bilmediğim bir yerden dokunuyordu. O an bir şey beni harekete geçirdi; kitaplarımı kapatıp, oturduğum sandalyeden kalktım.
İsrafil’in Sesi ve Dinler
İsrafil, bilirsiniz, kıyamet günü için üflenecek olan borunun sahibi. Tüm dinler farklı şekillerde anlatıyor bu hikâyeyi. Hristiyanlıkta, İsrafil’in karşılığı Gabriel melek olarak biliniyor, ama sesini duyanların yüreğini titreten korku, her dinin ortak teması gibi bir şey. Sadece Arapça kelimelerde değil, farklı kültürlerde de aynı fısıldanan hikâyeler var. Ve bir an, düşündüm: Hepimizin içinde, zaman zaman sıklıkla duymadığımız bir ses, İsrafil’in borusunun sesine benzer bir şekilde mi yankı buluyordu? Benim içimde, o gün o ses çalmaya başlamıştı. Bir yere gitmem gerekmişti, hem de hızla. Kendi duygularımı toparlamak için hızla dışarı çıktım. O sesin nereye gittiğini, neden çaldığını, neyi beklediğini bulmam gerekiyordu.
Bir Konu, Bir Soru ve Bir Cevap Arayışı
O akşam, dışarıda yürürken kalbimdeki huzursuzluk gitmek bilmedi. “İsrafil hangi dinlerde var?” diye soruyorum ama bu sorunun aslında o kadar da basit olmadığını fark ettim. Kayseri’nin karanlık sokaklarında yürürken, aklımda çalan İsrafil’in sesi sanki bana bir şeyler söylüyordu ama anlamadım. Her adımda biraz daha yalnızlaştım, karanlık sokaklar biraz daha derinleşti. Aslında, bu soruyu sormamın nedeni, geçmişte yaşadığım bir kırılmanın yankısıydı. Bazen bir soru, bir anda duyguların tüm duvarlarını yıkar. O akşam, İsrafil’in bir sesinin aslında, geçmişte hissettiğim yalnızlıkla, kaybolan umutla bir ilgisi olduğunu düşündüm. Belki de İsrafil, kaybolan her şeyi, hiç görmediğimiz ama sürekli aradığımız bir şeyin işaretiydi.
İçimdeki Sürükleyici Hikâye
Birkaç yıl önce, çok sevdiğim bir arkadaşımın kaybolduğu bir dönem vardı. Bu, aslında “kaybolmak” kelimesinin derin anlamına sıkışmış bir hikâyeydi. Arkadaşım her şeyin yolunda olduğunu söylediği hâlde, birden hayatından çıkıp gitmişti. Hiçbir iz bırakmadan. Ne telefon açtı, ne de herhangi bir açıklama yaptı. O sıralarda hayatımda ne kadar boşluk vardı fark etmiyorum. Kaybolan birini ararken, yalnızca kendini kaybetmek tehlikesiyle karşı karşıya kalıyorsun. İşte o dönem, İsrafil’in sesini ilk kez hissetmiştim. Bir yerlerde bir şey eksikti. Benim için kaybolan her şeyin yerine bir ses gelmesi gerekiyordu. Belki de o kaybolmuş olan arkadaşım, o zaman, bir başka dünyada bana bir şeyler anlatıyordu, belki de sesini duymam gerekiyordu.
Birçok insanın İsrafil’i bir boru sesiyle özdeşleştirdiğini duydum, ama ben ona başka bir şey gibi hissediyordum. Birini kaybettiğinizde ya da bir şeylerin eksik olduğunu düşündüğünüzde, o boşluğu kapatmaya çalışan bir iç ses gibi. Ve o boşlukla başa çıkmanın tek yolu, bazen bir soru sormak, bazen iç sesini dinlemekti. Ama soruyu sormak, sonra cevabını almak zordu. Yine de, o gece, İsrafil’i dinlemeye devam ettim. Her adımda bir tıkırtı, her düşüncede bir yankı.
Umudun Kırılgan Sesi
İsrafil’in borusu, kıyamet gününe kadar kimseye duyurulacak bir ses gibi tasvir ediliyor. Ama ben, bu sesin aslında bir tür uyarı olduğunu, bazen kaybolmuş umutları ya da kırılmış duyguları işaret ettiğini düşündüm. Bu sesi duyan birinin, ne yapacağıyla ilgili bir seçim yapması gerektiğini fark ettim. O akşam, kaybolmuş olan arkadaşımı düşünürken, belki de bir kıyamet anının içindeydim, ama aslında en büyük farkı, içimdeki umudu kaybetmemekle yapıyordum. Kaybolan birinin, sesini duymak için kendimi arayarak bulmalıydım.
O an, sanki bir şeylerin eksik olduğu ve geri getirilmesi gerektiği gibi hissettim. Bir anlamda, İsrafil’in sesi bana kaybolmuş olan her şeyin yerine geçebilecek bir şeyin arayışı gibi geldi. Karanlıkta o kadar sessizdi ki, neredeyse sadece düşüncelerim yankı yapıyordu. Bir borunun sesi, belki de hayatımın kaybolan parçalarını bulmam için bana uyarı veriyordu. Birçok din, son günlerde tüm insanlığın sorumlu olacağına inanır, ve bir bakıma belki de İsrafil bu sorumluluğu hatırlatan bir işaretti. Sadece kıyamet değil, aslında bir şeylerin yeniden başlayabilmesi için bir ses, bir uyanış gerekiyordu.
Bir Cevap Arayışı
Sonunda o gece, o sokakta yürürken ne kadar yalnız olduğumu fark ettim ama aynı zamanda umut da buldum. Her dinin ve kültürün kendine özgü bir bakış açısı olsa da, bu soruyu sormak, İsrafil’in sesini duyabilmek, sadece bir borunun sesiyle değil, aynı zamanda kaybolan her şeyin peşinden gitmekle ilgiliydi. Duygularımızı, kaybolmuş umutlarımızı, belirsiz geleceğimizi birleştirecek bir ses. Benim için, İsrafil hangi dinlerde olursa olsun, kaybolan her şeyin geri gelmesi için bir çağrıydı.